Şubatla Gelen
Soğuk bir Şubat gecesi, Elif’in parmakları donarken sobanın başında titriyordu; tüp bitmiş, ısı metalde hapsolmuştu. Ailesi okulu bıraktığını bilmiyordu, cebinde tek kuruş yoktu. Umutsuzluk, içini kemiriyordu…
Soğuk bir Şubat gecesi, Elif’in parmakları donarken sobanın başında titriyordu; tüp bitmiş, ısı metalde hapsolmuştu. Ailesi okulu bıraktığını bilmiyordu, cebinde tek kuruş yoktu. Umutsuzluk, içini kemiriyordu…
Soğuk bir Şubat gecesi, Elif’in parmakları donarken sobanın başında titriyordu; tüp bitmiş, ısı metalde hapsolmuştu. Ailesi okulu bıraktığını bilmiyordu, cebinde tek kuruş yoktu. Umutsuzluk, içini kemiriyordu. Feride ise o akşam bakkaldan aldığı jiletle saçlarını kazıttı; diken diken bir kafa derisi ve başörtüsünü zor saran dikenli tellerle okula döndü. Kapıdaki polis, hasta sandığı kızı görünce fısıldadı: "Başörtünle girebilirsin." Gülümsedi Feride, olan olmuştu artık. Bu kitap, unutulmaz anıların bir araya geldiği, yakın geçmişe tanıklık eden bir derleme. Ali Yılmaz’ın editörlüğünde şekillenen *Şubatla Gelen*, kişisel hikâyelerin ötesinde, bir dönemin izlerini taşır. Bursa Kitap Fuarı’nda karşıma çıkan bu çalışma, sıradan gibi görünen anların nasıl derin yaralar açtığını gösteriyor. Her satır, sessiz çığlıklarla dolu.