Sonsuzluk Yolculuğunda Bir Garip Şems
Çocukluğundan beri hep yalnız yürüdü Şems. Babasıyla geçen yıllar, sayılı cümlelerin ötesine geçmedi; bir elin parmaklarını geçmeyen akrabalar, yılda birkaç günle sınırlıydı. Şehirden şehre savrulan bir hayat…
Çocukluğundan beri hep yalnız yürüdü Şems. Babasıyla geçen yıllar, sayılı cümlelerin ötesine geçmedi; bir elin parmaklarını geçmeyen akrabalar, yılda birkaç günle sınırlıydı. Şehirden şehre savrulan bir hayat…
Çocukluğundan beri hep yalnız yürüdü Şems. Babasıyla geçen yıllar, sayılı cümlelerin ötesine geçmedi; bir elin parmaklarını geçmeyen akrabalar, yılda birkaç günle sınırlıydı. Şehirden şehre savrulan bir hayat, kalıcı bağlar kurmasına izin vermedi. Bu yüzden her şeyi kendi başına halletmeyi öğrendi; eksiklerini tamamlamak, ihtiyaçlarını karşılamak, hayatı tek başına anlamlandırmak zorundaydı. "Sen her şeyi bilirsin" diyenlere gülüp geçse de, aslında bilmediği o kadar çok şey vardı ki... Hala öğrenmesi, düzeltmesi, tamamlaması gerekenler birikiyordu. Sonraları etrafında insanlar çoğaldı belki, ama dostluk başka bir şeydi. Arkadaşlar, olsa olsa "Geçmiş olsun" deyip geçerdi; dost ise "Nasıl saklayacağız?" diye sorardı. Abartılı bir örnek gibi görünse de, asıl mesele buydu: Yargılamadan dinlemek, suçlamadan anlamak, ilişkiyi zedelemeden doğruları söyleyebilmek. Şems’in hikâyesi, yalnızlığın içinde yeşeren bir.