Lalin
Yağmurlu bir günde, anılar sisli bir cam gibi buğulanırken, geçmişin izleri usulca belirir. Sonbaharın hüzünlü dokunuşları, saç tellerine işleyen nem gibi, yüreğe de sızar. Ne gökyüzü ağlar ne mevsim; sadece…
Yağmurlu bir günde, anılar sisli bir cam gibi buğulanırken, geçmişin izleri usulca belirir. Sonbaharın hüzünlü dokunuşları, saç tellerine işleyen nem gibi, yüreğe de sızar. Ne gökyüzü ağlar ne mevsim; sadece…
Yağmurlu bir günde, anılar sisli bir cam gibi buğulanırken, geçmişin izleri usulca belirir. Sonbaharın hüzünlü dokunuşları, saç tellerine işleyen nem gibi, yüreğe de sızar. Ne gökyüzü ağlar ne mevsim; sadece içindeki boşluk, bir zamanlar orada olanı hatırlatır. Oysa bugün, gönül denen o eski evin kapısından sessizce sen geçtin. Her şey, sanki ilk kez yaşanıyormuş gibi taze, ama bir o kadar da uzak. Kelimeler, bazen yetmez anlatmaya; bazen de fazla gelir. Bu satırlar, kaybolan bir sesin peşinden koşarken bulduğu küçük notlar gibi. Acının, sevginin, ayrılığın gölgesinde büyüyen bir hikâye... Yüz kırk sekiz sayfada, unutulmaz bir yolculuğa çıkıyor.