Kanlı Sanrılar
Vicdan azabıyla boğuşan yalnız dedektif Baran Çaka’nın kapısı çalındığında, içeri sadece yeni bir vaka değil, geçmişinin karanlık gölgesi girer. Büyüleyici ve gizemli bir kadın, geceleri üstü başı kan ve çamur…
Vicdan azabıyla boğuşan yalnız dedektif Baran Çaka’nın kapısı çalındığında, içeri sadece yeni bir vaka değil, geçmişinin karanlık gölgesi girer. Büyüleyici ve gizemli bir kadın, geceleri üstü başı kan ve çamur…
Vicdan azabıyla boğuşan yalnız dedektif Baran Çaka’nın kapısı çalındığında, içeri sadece yeni bir vaka değil, geçmişinin karanlık gölgesi girer. Büyüleyici ve gizemli bir kadın, geceleri üstü başı kan ve çamur içinde eve dönen kocasını takip etmesini ister. Ancak Antalya’nın tekinsiz ormanlarında başlayan bu takip; kara banotunun zehirli sanrıları, kanlı papatyalar ve paslı sırlarla dolu bir labirente dönüşür. İzler, Baran’ı yıllar önce en büyük günahını gömdüğü kadim coğrafyaya, Mardin’e kadar sürükler. Nüfuzlu emniyet müdürlerinin, feodal güçlerin ve acımasız organ tüccarlarının yönettiği bir ağın ortasında kalan Baran, dehşet verici bir şüpheyle yüzleşmek zorundadır: Zihnindeki kanlı sahneler kara banotunun yarattığı birer delilik mi, yoksa bizzat işlediği vahşi bir cinayetin hatırası mı? Gerçek ile sanrı arasındaki o tekinsiz sınırda, Baran Çaka vicdanını gömdüğü o derin çukurdan çıkmayı başarabilecek mi?