Güz Kırgını
Sonbaharın solgun ışığında eriyen bir yürek var bu sayfalarda. Yaprakların döküldüğü gibi, avuçlarına dökülen sarıya isyan eden; rüzgârın bulutları ağırlaştıran nefesinden bıkmış bir adam. Duvarlarda sürünen…
Sonbaharın solgun ışığında eriyen bir yürek var bu sayfalarda. Yaprakların döküldüğü gibi, avuçlarına dökülen sarıya isyan eden; rüzgârın bulutları ağırlaştıran nefesinden bıkmış bir adam. Duvarlarda sürünen…
Sonbaharın solgun ışığında eriyen bir yürek var bu sayfalarda. Yaprakların döküldüğü gibi, avuçlarına dökülen sarıya isyan eden; rüzgârın bulutları ağırlaştıran nefesinden bıkmış bir adam. Duvarlarda sürünen gölgesinin karanlığına tahammül edemiyor, aynalarda gördüğü o yabancı yüzden utanıyor. Hesaplaşmalara, pişmanlıklara yer yok hayatında artık. İçinde taşıdığı o buruk gülümsemeyle kalabalığa karışıyor, unutulmuş bir yalnızlıkla. Şehri ve onun yorgun çarşılarını lanetliyor. Sabahların "unutmak hatırlamaktır" diye fısıldayan yalanına inanmıyor. Hacıyağıyla parlayan sakalların ardındaki yüzleri, savaşların deştiği hayatı, çocukların gözlerindeki o ürkek bakışı görmezden gelemiyor. Silahların soğuk metaline, acımasızlığın her türlüsüne karşı bir isyan bu. Kırgınlığın, yorgunluğun ve umarsızlığın şiir diliyle anlatıldığı, sessiz bir çığlık.