Ege Tarihi Coğrafyası
ÖNSÖZ Tarih madalyona benzer. Ön yüzünde, isteyenlerin görmemizi istedikleri tarih, arka yüzünde ise, halkın belleğinde olan tarih vardır. Geçmişi algılamak, madalyonun iki yönünü de görmekle olasıdır. Bu…
ÖNSÖZ Tarih madalyona benzer. Ön yüzünde, isteyenlerin görmemizi istedikleri tarih, arka yüzünde ise, halkın belleğinde olan tarih vardır. Geçmişi algılamak, madalyonun iki yönünü de görmekle olasıdır. Bu…
ÖNSÖZ Tarih madalyona benzer. Ön yüzünde, isteyenlerin görmemizi istedikleri tarih, arka yüzünde ise, halkın belleğinde olan tarih vardır. Geçmişi algılamak, madalyonun iki yönünü de görmekle olasıdır. Bu yazım daha çok arka yüzde olanları, yani halk belleğindeki tarihi okurlara taşıma çabasıdır. Özellikle, arşivlere ve yazımlara girememenin burukluğunu yaşayan bir tarihin, kendi çocuklarınca, dağlara, derelere, pınarlara, kaya parçalarına hatta taşlara işlediği nice yaşanmışı ortaya koyma uğraşıdır. Bu çaba, ham bir tarihin, arı bir dille coğrafyaya kazınmış, atalarımızın yüzlerce yıllık yaşam öykülerini anlama çabasıdır. Bir başka söylemle, raflara girmemiş, isteyenin istediği gibi yazamadığı bir tarihin açığa çıkarılma uğraşıdır. Yüzlerce köyün, binlerce aşiret ve obanın tarihi, nasıl yaşadıkları, yaşama nasıl baktıklarının yazımlarıdır. Kısacası, tarihi yapanların kendi arşivleriyle tarih önüne çıkışıdır. Onun içindir ki, ortaya konan binlerce köy ve semt adı bizim öz tarihimizdir. Bu uğraş, Ege'yi yurt edindiren, çadırdan yerleşime geçen, kısacası asıl tarihi yapanları anlama çabasıdır. Kullanılan sözcük, terim ve deyimleri çoğu kez anlamasak da, bizim dilimizdir. Onları bugün anlayamıyorsak, bu, o tarihi yapanların değil, onları unutanların, yani bizim ayıbımızdır. Oysa, tarihimiz bugüne değin "Resmi Arşiv" esas alınarak ortaya konmaya çalışılmıştır. Ancak, devletin resmi arşivleri, devletin kendisi için gerekli olan bilgileri kayda almıştır. Onlarda halkı bulmak, dili bulmak, kültürü bulmak oldukça güçtür. Halk yüzlerce yıl hangi değerlerle yaşamış, hangi değerleri vazgeçilmez bulmuştur; o arşivlerde yoktur. Asya'dan getirilen yüzlerce yıllık gizemler, yaşanan acılar, unutulmaz olaylar, kültürel olgular bu nedenle kayıtlarda yoktur. Oysa, halkın da bir tarihi, bir yaşanmışı vardır. Devlet gibi, o da kendisi için değer ifade eden gerçekleri yurt edinilen toprakların dağında, tepesinde, deresinde kayda geçirmiştir. Böylece, resmi arşivin de yanında bir "Halk Arşivi" oluşmuştur. Bu arşiv, kültürel değerlerin yanı sıra filolojik zenginlik de içermektedir. Fiziki coğrafya, inanç, dil, yaşam anlayışı ve kültür değerleri açısından ulusal kimliği yansıtmaktadır. Onun için fiziki coğrafya halkın sosyo-kültürel dilidir. O nedenle, bir devletin siyasal, sosyal, ekonomik ve hatta kültürel yaşamı salt resmi arşivle çözümlenememektedir. Oysa, Batı Anadolu'da beylik oluşturmuş Menteşe, Aydın, Saruhan ve Karesi oluşumları, aşiret yapıları ve farklı değerleri ile kültür tarihimize önemli malzemeler bırakmışlardır. Kuşkusuz böylesine geniş bir coğrafyanın sözü edilen değerlerini tümden vermek olanaksızdır. Çalışmada, Menteşe Bölgesi ilk giriş ve yerleşim, Saruhan ve Karesi ise olgunlaşma bölgeleri olarak ele alınmıştır. Biga Sancağı ise bir bakıma Balkanlara çıkışta son durak gibidir. Çalışmada temel olarak Aydın Sancağı esas alınmıştır. Ancak, Ege Bölgesi yeni fetih coğrafyasının kapsamında olduğundan, Aydın Sancağı dışında kalan Menteşe, Saruhan, Karesi ve Biga sancaklarına kısaca da olsa değinilmesinde yarar görülmüştür. Bu çalışmada kuşkusuz binlerce kişi ile ilişki kurulmuş ve bunların aktarımlarından yararlanılmıştır. Çalışmaya katkı sağlayan adların tümünün değinilmesine burada olanak olmadığını, ancak tüm kesim ve kişilere şükran borcum olduğunu belirtmeliyim. Özellikle, belgesel çalışmalardaki katkıları nedeniyle başta Sayın Prof. Akif Erdoğru'ya, Tire Necip Paşa Kütüphanesi Müdürü Sayın Ali İhsan Yıldırım'a, semtsel çalışmalardaki yardımlarıyla sevgili dostlarım Sayın Nurettin İridere'ye, Sayın Ramazan Yıldırım'a, Sayın Salih Tekin'e, Sayın Behiç Galip Yavuz'a, kitabın kapak tablosunu verme inceliğini gösteren Kemalpaşa "Kazak Çiftliği" kurucusu Sayın Şirzat Doğru'ya, Vakıflar Bölge ve Şube Müdürlükleri ile Orman İşletme Müdür ve Şefliklerine teşekkürlerimi ifade etmek isterim. Kuşkusuz, Ege Bölgesi gibi Fethiye'den Marmara kıyılarına değin uzanan bir coğrafyayı araştırmak oldukça güçtür. Elbette, böylesine güç bir tarihsel tabloyu eksiksiz yeterince getirmek olanaksızdır. Bu nedenle, okurların, çalışmada ortaya çıkan bir kısım hata ve eksikleri hoş göreceklerini ve beni bağışlayacaklarını umarım... A. Munis Armağan 2009 / Tire