Damla Göl Olur : Annemin Pegagojisi
Okuma yazma bilmezdi. Ama hayatı okurdu. Tandırın başında ekmek pişirirken, çeşmenin kenarında testiyi doldururken, komşunun kapısını çalarken... Bir anne, oğluna hayatı öğretti. Dedikodunun ağırlığını, kibrin…
Okuma yazma bilmezdi. Ama hayatı okurdu. Tandırın başında ekmek pişirirken, çeşmenin kenarında testiyi doldururken, komşunun kapısını çalarken... Bir anne, oğluna hayatı öğretti. Dedikodunun ağırlığını, kibrin…
Okuma yazma bilmezdi. Ama hayatı okurdu. Tandırın başında ekmek pişirirken, çeşmenin kenarında testiyi doldururken, komşunun kapısını çalarken... Bir anne, oğluna hayatı öğretti. Dedikodunun ağırlığını, kibrin karanlığını, iftiranın acısını, sabrın gücünü, sadakanın bereketini, komşuluğun sıcaklığını... Yıllar sonra, o çocuk bir fizik öğretmeni oldu. Ve annesinden öğrendiklerini, sınıfına taşıdı. Kırk bir öyküde, bir annenin bilgeliği, bir oğlun minneti ve bir öğretmenin pedagojisi hayat buldu. Halime Teyze'nin dilinde dedikodu, İbrahim Bey'in gölgesinde kibir, Nigar Teyze'nin pusulasında vicdan, Narin'in ellerinde direniş, Rahman'ın sözünde doğruluk, Filiz Öğretmen'in duruşunda onur... Tahir'in dağlarından Ankara'nın apartmanlarına, çeşmeden testiye, tandırdan sobaya, ekmekten akide şekerine uzanan bir yolculuk. Ve her durakta, bir annenin sesi: "Dert çözülünce anlamsızlaşır. Dert anlatılınca büyür." "Ne olduğun elbet önemli, ne olacağın daha önemlidir." "Testiyi al. Çeşmeye git. Suyunu iç." Bu kitap, bir annenin hayatı okuma sanatıdır. Kırk bir öyküde, bir ömürlük bilgelik.