Çağlayandan Denizlere
Deniz, insanın en eski sığınağıdır belki de. Dalgaların arasında kaybolmak, fırtınanın kucağında savrulmak, yaşamla ölümün ince çizgisinde sallanmak... Hepsi bir yolculuğun parçası. Ana rahminin sıcaklığına…
Deniz, insanın en eski sığınağıdır belki de. Dalgaların arasında kaybolmak, fırtınanın kucağında savrulmak, yaşamla ölümün ince çizgisinde sallanmak... Hepsi bir yolculuğun parçası. Ana rahminin sıcaklığına…
Deniz, insanın en eski sığınağıdır belki de. Dalgaların arasında kaybolmak, fırtınanın kucağında savrulmak, yaşamla ölümün ince çizgisinde sallanmak... Hepsi bir yolculuğun parçası. Ana rahminin sıcaklığına geri dönmek, o ilk suya kavuşmak ne tuhaf bir teselli. Burgess’in dediği gibi, doğduğumuz andan itibaren ölümü de beraberimizde taşımıyor muyuz? Öyleyse neden korkalım? Denizin kudretli kollarında, köpüren sularıyla bizi bekleyen o sonsuzluğa teslim olmak... Hem anne, hem sevgili, hem de son durak. Çağlayanlardan başlayan yolculuk, işte bu derin mavilikte son buluyor.