Adsız Bir Şey
Bazı duygular vardır. Ne tam söylenir ne de susulur; kâğıtla kalem arasında asılı kalır. Selim ile Asya’nın mektupları, işte bu yarım kalmış cümlenin sönmeyen ateşidir. “Bir şey vardı…” diye başlar her satır…
Bazı duygular vardır. Ne tam söylenir ne de susulur; kâğıtla kalem arasında asılı kalır. Selim ile Asya’nın mektupları, işte bu yarım kalmış cümlenin sönmeyen ateşidir. “Bir şey vardı…” diye başlar her satır…
Bazı duygular vardır. Ne tam söylenir ne de susulur; kâğıtla kalem arasında asılı kalır. Selim ile Asya’nın mektupları, işte bu yarım kalmış cümlenin sönmeyen ateşidir. “Bir şey vardı…” diye başlar her satır; adı konmayan bir yakınlık, susuldukça büyüyen bir özlem. Kelimenin dar hududunu çatlatan bu hikâyede, iki kalp birbirine tutunur; tıpkı karanlık bir odaya ince bir ay ışığının sızması gibi. Sayfa kenarlarında saklanan fısıltılar, kâh bir gölgeyi, kâh kor gibi yanan bir hatırayı çağırır. Okur, mektuptan mektuba dolaşırken, sevdanın saklı coğrafyasında yollarını kaybeden iki ruhun çarpıntısını duyar; suskunluğun diliyle atılan nabızları… Adsız Bir Şey, kaybolmayı göze alanların, adını koyamadığı hâlde vazgeçemediklerinin hikâyesidir.